Haberler


Suriye yerine Türkiye

Suriye yerine Türkiye

Türkiye cumhuriyeti devleti, tarihinde görülmemiş bir halk hareketine şahit olmakta.
İstanbul'da başlayan olaylar, Ankara'dan ve İzmir'den sonra, Edirne, Nevşehir, Balıkesir, Kocaeli, Antalya ve Hatay'da da kendini hissettirdi.
Sokakları dolduran vatandaşlar, "hükümet istifa" derken, İstiklal Marşı'mızı okuyorlar.
Yedi gündür devam eden bu demokratik tepki, orantısız güç kullanımı ile karşılandı. Tazyikli su ve biber gazı her ilde polis ile vatandaşlar arasındaki gerginliği arttırdı.
İçinde bulunduğumuz tabloya, batı basını ilk gün "Türk Baharı" adını vermişti.
O gün bunu batının bir temennisi olarak değerlendiren bizler, özellikle Başbakan'ın kayıtsız ve tam tersine halkı tahrik eden açıklamalarını dinledikten sonra "neden olmasın" demeye başladık.
Bir düşünün, Türk halkı sokaklarda hem de hiç olmadığı kadar büyük kitleler halinde. Herhangi bir siyasi görüşü veya bir ideolojiyi ifade etmiyorlar.
Sadece hükümete tepkilerini dile getiriyorlar. Muhatap Başbakan'a ise maalesef, yalnızca sel gibi sokaklardan akan insanların dediklerini duyurmak için ellerinde bulunan tencerelerin ve tavaların sesi ulaşabildi.
Sizce de enteresan değil mi? Ülkenin ilk defa karşılaştığı bu büyük halk hareketini kendi haline bırakarak Kuzey Afrika gezisine çıktı Başbakan. 
Akıllarda kalan yorumu ise, "tencere tava gerisi hava" oldu.
Arap Baharı, Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) devamı olarak aynı misyonu taşımaktadır. Tunus, Libya ve Mısır'da yaşanan, aslında demokratik bir işgaldir.
Kim bilir belki de sıra değişmiş ve çetin ceviz Suriye'nin sırasını, BOP'un son halkası Türkiye almış olamaz mı?
Akil İnsanların yürüttüğü çalışmaları hatırlayalım; Akil İnsanlar, "süreç hakkında bizim de bilgimiz yok, sizin taleplerinizi Başbakan'a aktaracağız" dememiş miydi?
Akillerin her ilden kovulması göstermiştir ki, Türk milleti terörle müzakereyi ve onların eli ile hazırlanan anayasadaki federatif düzeni sindirmemiştir, kabul etmeyecektir.
Yani, bölünme demokratik yolla olamayacaktır
Bugün, halkın sokağa dökülerek batının ifadesi ile "kendi baharını" başlatması, düğmesine yine batı tarafından basılmış bir senaryodur.
Kaosa gidecek bir hareketlenme, doğal sonucu olarak parçalanmanın önünü açacaktır.
Erdoğan'ın ilk günden beri sergilediği tahrik edici ve kayıtsız tutum ile artan tırmanışı bir de bu pencereden değerlendiriniz.
Gelinen nokta inanıyoruz Türk milletinin feraseti ve sağduyusu ile istenmeyen sonuçlar doğurmayacaktır.
Acı olan Başbakan'ın yaptığı siyasi yanlışlarla kendi ipini çekmesidir.
Başbakan, demokratik hakkını kullanan protestoculara "isteklerinize mutlaka cevap vereceğim" dese idi veya taleplerini dikkate alarak ilk gün istifa etmiş olsa idi siyasi kariyerini kurtarmış olurdu.
Bundan sonra kendisini delikten süpürmeye çoktan karar vermiş Amerika ve Pensilvanya ile demokrasi yoluyla mücadele edebilirdi.
Oysa Başbakan'ın şu an ki tavrı, demokrasi ile savaştır. Ve mutlaka kaybedecektir.
Keşke Hüseyin bin Ali'nin kaderini yaşayacağını söylediğimizde bize kulak vermiş olsa idi…
Malum, İngilizler Hüseyin bin Ali'yi destekledikleri gibi, Abdülaziz'e de krallık sözü vermişlerdi. Osmanlı'nın çöküşünden sonra ise Hüseyin bin Ali'yi arkadan vurdular.
Abdülaziz'in rolüne soyunan Pensilvanya destekli AKP'nin diğer cenahı, bu süreçte gayet sakin, cumhurbaşkanının ağzından sağduyu mesajları vermektedir.
Gelinen noktada Sayın Başbakan hakikatte kiminle uğraştığını bilmesine rağmen, rakibinden çekindiği için olayların merkezini CHP olarak göstermektedir.
Ancak bu savaş çoktan açığa çıkmıştır.
Ve burada kaybeden Başbakan'dır.

Prof. Dr. Haydar Baş


Eklenme tarihi: 05-06-2013