Köşe Yazıları


Fasıllar askıya alınsa ne olur alınmasa ne olur?

Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye ile yürütülen müzakereleri askıya alma kararının şok etkisi yaptığı bir gerçek. Kararla ilgili olarak AB Bakanı Ömer Çelik,  "Türk-AB ilişkilerini sabote etmeye yönelik" yorumunu yaparken, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hüseyin Müftüoğlu, “Bu karar tarafımızdan yok hükmünde sayılmaktadır” şeklinde bir değerlendirmede bulundu.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, "Bu karar sadece müzmin Türkiye düşmanlarının, Türkiye'nin gelişmesinin önüne set çekmek isteyenlerin beklentisine uygundur" derken, Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran ise "Bu karar Türkiye'nin AB ile ilişkilerini zayıflatmaya dönük girişimlerin devamıdır" şeklinde konuştu.
Elbette Avrupa Parlamentosu'nun aldığı kararın bir bağlayıcılığı yok. Ancak devletler-arası ilişkiler dikkate alındığında raporun içeriğinde tüm Avrupa ülkelerinin altına onay verdiği eleştiriler var ve asıl olarak bu nokta önemli.
Avrupa Parlamentosu raporunda Türk kökenlilerin yoğun yaşadığı yerlerde yapılmak istenen mitinglere değinilerek, Ankara'nın Avrupa Birliği (AB) ülkelerindeki Türk diasporasını kontrol etme girişimlerinden kaçınması istendi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bazı Avrupalı liderler için 'Nazi' benzetmesi de kınandı.
Raporda Alman askerlerinin İncirlik'teki üsten ayrılmasının NATO müttefiklerinin terörle mücadelesine 'darbe vurduğu' görüşüne de yer verildi.
Kısaca yine iç işlerimize müdahale ve eleştirilerle hazırlanmış bir rapor.
Neredeyse yarım asırlık serüvenin bu şekilde biteceğini yıllardır yazıyoruz.
Fakat AB'nin Türkiye'den siyasi tavizler almak maksadı ile fasılları, çocuğa uzatılan bir şeker gibi tuttuğunu da…
Yani fasılların devamı, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılmasının, Ege kıta sahanlığının, İstanbul sur içinde Vatikan benzeri bir devletin, Kıbrıs'ın Rumlara verilmesinin ve daha pek çok gizli Sevr maddesinin hayata geçmesinin reel ve kansız yolu idi.
Şimdi ise bu şeker dahi bize verilmiyor. 
İşin bam teli de bizce bu.
Gelinen noktada Müslüman Türkiye'nin adaylığının duyulmasına dahi tahammülü kalmayan Avrupa için ya Türkiye'den alınacak siyasi tavizler kalmadı, hepsi istedikleri gibi neticelendi, ya da topyekûn büyük bir parça için son vuruşa hazırlanıyorlar.
Biz ikisini de reddediyoruz.
Siyasilerimizin artık tarihi hakikatleri bugüne taşıyarak görmelerini, dostu düşmanı ayırt edecek bir ferasetle olaylara bakabilmelerini ve kapalı kapılar ardında dahi sadece millet yararına olanı seslendirmelerini bekliyoruz.
Atatürk nesline yaraşan da bu olacaktır.


Eklenme tarihi: 11-07-2017


Prof. Dr. Haydar BAŞ

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı