Köşe Yazıları


Hüseynî mantıkla günümüze bakabilmek

İdrak ettiğimiz Şaban ayının ‘Berat Kandili’ gibi bir kurtuluş gecesini barındırdığı Alevi kardeşlerimiz kadar Sünniler tarafından da bilinir, ancak Şaban ayında şehitlerin efendisi İmam Hüseyin’in (a.s.) doğduğu herhalde bilinmemektedir.

Maalesef Emevi zihniyeti ile şekillenen Sünni dünyanın İslam tarihi içinde, Ehl-i Beyt’in ne kadar dışlandığını, gizlendiğini yıllardır kaleme alıyoruz.

Oysa Ehl-i Beyt İslam’ın özü…

Hz. Peygamber'den sonra İslam’ın anlaşılması, yaşanması anlamında ne varsa onlardan öğreniyoruz.

Şaban ayının 3. günü dünyayı teşrif eden İmam Hüseyin Efendimiz de (a.s.) bu mübarek ailenin bir mensubu.

Hicri 4. yılda, Hz. Fâtıma’nın (s.a.) ve Hz. Ali’nin (a.s.) ikinci evladı olarak doğdu.

Hz. Peygamber’in (s.a.v), henüz doğmadan müjdelediği büyük insan…

“Ey Fâtıma! Sen bir erkek çocuk doğuracaksın. Cebrail Beni bundan dolayı kutladı” buyuruyor Allah Resûlü O’nun için…

Resûlullah, İmam Hüseyin’i kırk gün boyunca işaret parmağını emzirerek doyurmuştur. Hüseyin’in eti Peygamberimizin etinden, kanı da Peygamberimizin kanındandır.

İsmini koyma sırası geldiğinde, Cebrail vasıtası ile Allah’ın emri iletilmiş ve ismi Hüseyin koyulmuştur.

Bu büyük insan, İslam tarihindeki ilk silahlı kıyamı gerçekleştirecek ve Allah’ın emri ile hakkı olan hilafetin gasp edilmesine karşı, etkisi bugüne kadar devam edecek büyük mücadeleyi verecektir.

Masum İmamların, İmam Hüseyin Efendimizin şehadetine verdiği önem dikkat çekicidir. Ve bu şehadetin diri tutulmasına gösterdikleri itina da…

İmam Ca'fer es-Sâdık (a.s.), Abdullah bin Hammad el-Basrî’ye şöyle buyurmuştur: "Şaban ayının ortalarında Kûfe çevresinden ve diğer bölgelerden bir kısım insanların Hüseyin’in kabri başına geldiği ve yine diğer kadınların O'na ağıt yaktığı, bir kısmının Kur’an okuduğu, bir kısmının Kerbela vakasını anlattığı, bir kısmının mersiye okuduğu, diğer kısmının da ağlaştığı haberi bana ulaştı."

Abdullah b. Hammad, İmam’a (a.s.), "Evet, canım sana feda olsun, ben de dediklerinizin bir kısmını gördüm" dediğinde, İmam şöyle buyurdu: "Hamd olsun o Allah’a ki, halkın arasında yanımıza gelip bizi öven ve bizlere ağıt yakan kimseler kılmış; düşmanlarımızı da hem akrabamız olanlar tarafından, hem de başkaları tarafından ayıplanan kimseler karar kılmıştır. Bunlar onları tenkit etmekte ve yaptıkları işleri çirkin göstermektedir."

Masum İmamların İmam Hüseyin’in şehadeti ile ölümsüzleştiğine inandıkları ve gelecek nesillere iletilen mesaj; Ehl-i Beyt’in Cenab-ı Hakk’ın (c.c.) nazarındaki yeri, hilafetin Ehl-i Beyt soyuna ait olduğu ve haklarının gasp edildiği gerçeğidir.

İmam Hüseyin’in şehadeti biliyoruz ki Allah’ın emri iledir.

Muhammed bin Kesir, Ebu Abdullah’dan (Ca'fer es-Sâdık’tan) şöyle rivayet etmiştir:

"Vasiyet gökten Muhammed’e (s.a.v.) yazılı olarak inmiştir. Vasiyetin dışında hiçbir yazı gökten Muhammed’e (s.a.v.) mühürlü olarak inmemiştir.

Cebrail dedi ki: ‘Ey Muhammed! Bu senin Ehl-i Beyt’in yanında bulunup ümmetine yönelik olan vasiyetindir.’

Resûlullah (s.a.v.), ‘Hangi Ehl-i Beyt’im ey Cebrail?’ dedi.

Cebrail dedi ki: ‘Allah'ın seçtiği zât, Ali (a.s.) ve O'nun soyu... Bunlar peygamberlik ilmini Senden miras alırlar. Tıpkı İbrahim’in bu ilmi miras bırakması gibi... Peygamberlik ilminin mirası Ali’nin (a.s.) ve O’nun sulbünden gelen Senin zürriyetine aittir.'

Vasiyetin üzerinde mühürler vardı. Ali ilk mührü kaldırdı ve içinde yazılı bulunan vasiyetler doğrultusunda amel etti.

(…) Hasan (a.s.) vefat edince Hüseyin (a.s.) üçüncü mührü açtı ve orada şöyle yazılı olduğunu gördü: Savaş öldür! Sen de öldürüleceksin! Bir topluluğu da kendinle beraber şehadete ulaştırmak için götür. Onlar için seninle beraber olmalarından başka şehit düşme imkanı yoktur.”

Bugüne kadar İslam adına savaşarak, şehit düşenlerin efendisidir İmam Hüseyin. Allah’ın emri ile şehadete yürümüş ve kanı ile sadece Kerbela toprağını boyamamış; gök kırmızıya boyanmış, gök ehli O'nun yasını tutmuş bir şehittir O…

İmam Hüseyin’in mübarek başının bulunduğu Emeviye Camii Suriye’de; Suriye ise bombalar altında…

Suriye, Yahudi İsrail’e karşı taşlarla direnmeye çalışan Filistin’e arka çıktığı; Lübnan Hizbullah’ını desteklediği ve belki de en önemlisi Esad Arap Alevisi olduğu için yok edilmek isteniyor.

Esad, hem İmam Ali’yi seven, hem İslam’a hizmet eden bir lider…

Esasen karşı olunduğundan bahsedilen rejim, Allah’ın ayetle sevilmesini emrettiği Ehl-i Beyt rejimi…

Yoksa kendi ülkesinde olmasa da sınır ötesinde veya okyanus ötesinde binlerce masumun ölümüne izin veren liderlerin hiçbiri diktatör olmuyor da, seçimle iş başına gelip ülkesini korumaya çalışan Esad mı diktatör?

Demokrasi, insan hakları gibi söylemlerin birer işgal bahanesi olduğunu bugün hepimiz biliyoruz.

İmam Hüseyin’in, İslam dininin ayakta durabilmesi için verdiği mücadeledeki duruş, Haçlı ittifakı tarafından işgal edilen ülkesinde Esad’ın şahsında görülmektedir.

Evet, Hz. Hüseyin mazlumdu. Çünkü, 72 yâreni ile çıktığı yolculukta, öleceğini bile bile Yezid’in 30 bin kişilik ordusu ile savaşmış, kanını yanlışları ikaz için esirgememiştir.

Şehadete yürüyeceği günün sabahında karşısındaki Yezid ordusuna bir konuşma ile Ehl-i Beyt’in önemini ve onlara itaati anlatmıştır.

Bu konuşmanın netice vermeyeceğini gören İmam, şu duayı buyurmuştur:

"Allah’ım! Biz Peygamberin Ehl-i Beyti, O'nun torunları ve yakınlarıyız. Allah’ım! Bize zulmeden ve hakkımızı gasp eden kimseleri zelil ve mahvet." (Maktel-i Harezmî, c.1, s.249).

Suriye topraklarında meknuz Ehl-i Beyt mensupları, inanınız bugün aynı duayı yapmaktalar…


Eklenme tarihi: 19-04-2018


Prof. Dr. Haydar BAŞ

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı