Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Sözcü TV YouTube kanalında yayımlanan “Öyle Mi Sahiden?” programında gazeteci İpek Özbey’in sorularını yanıtladı.
BTP Lideri programda gündeme ilişkin dikkat çekici
değerlendirmelerde bulundu.
Muhalefetten AK Parti’ye transferler, ekonomi gündemi ve
İran savaşı, Hüseyin Baş’ın gündemindeki konular arasındaydı.
Hüseyin Baş’ın açıklamalarından satır başları şöyle:
Muhalefetten AK
Parti’ye transferlerin amacı nedir?
“Yerel seçimlerde ikinci olarak tamamladığı seçim
sonuçlarından sonraki süreçte iktidar partisinin tek bir gündemi ve derdi var;
uluslararası alanda meşruiyet. Uluslararası ilişkiler bağlamında daha iyi
ilişkiler geliştirmek isteyen ve buna bahane arayan bir irade, bu seçim
sonucunu şöyle yorumlayabilir; Türkiye’de iktidar partisi hâlâ bir merkez
parti, hâlâ bir çekim kuvveti oluşturuyor ve dolayısıyla muhalefetten bile
geçişler oluyor.”
“Türk Milli
Takımı’nda oynamadı, AK Parti MYK’sına girdi”
“Mesela bugün AK Parti’nin MYK üyelerinden birisi Mesut
Özil oldu. Bu kişi Türk Milli Takımı’nda oynamayı kabul etmedi ama Türkiye’nin
iktidar partisinin MYK’sında yer aldı. AK Parti, Mesut Özil’i MYK’ya aldığında
toplumdan artı bir oy dahi almadığını biliyor. Meşruiyet için bu insanları
bünyesine katıyor. AK Parti’nin şu anda peşinde olduğu şey bu! Bu aynı zamanda
bir güçsüzlüğün, kaybetmişliğin ispatı. Eğer güçlü olsanız, kaybetmiyor
olsanız, kazanan tarafta olsanız bunlara ihtiyaç duymazdınız.”
CHP kapatılabilir
mi?
“Ben bu koltuğu bırakmayacağım ve bunun için her şeyi
göze alıyorum.” diyen bir iktidar varsa bunlar yapılabilir ama sonunda kaybeden
yine bunu yapan olur. Ben Türkiye’de bunların olabileceğini düşünmüyorum,
ihtimal vermiyorum; vermek de istemiyorum. Ben, AK Parti’nin bugüne kadar
kazandığı hiçbir seçimin tamamen adil olduğu kanaatinde değilim. Bunun en büyük
örneklerinden biri, 2017’de mühürsüz oyların geçerli sayıldığı referandumdur.
Son seçimde de birçok soru işareti vardı; daha önce de vardı.”
Anadolu Ajansı’na
eleştiri
“Altı yıldır siyasi parti genel başkanıyım. Anadolu
Ajansı’nda ismim sadece bir kere geçti; o da ‘Cumhurbaşkanına hakaretten
soruşturma açıldı.’ haberiyle. Sonra beraat ettim ama Anadolu Ajansı bunu
yazmadı. Şimdi bu Anadolu Ajansı benim devletimin değil mi? Milletin değil mi?
Neden tek bir organizasyona çalışıyor?”
“Önümüzdeki kış
bizi kıtlık bekliyor”
“Ekonomik meseleyi çözmenin çok farklı yolları düşünülmek
zorunda. Türkiye’de iktidar değişmese bile bu şekilde devam edilirse önümüzdeki
kış bizi kıtlık bekliyor. Çünkü çiftçi üretmiyor, hayvancı üretmiyor, ‘Para
kazanamıyorum, zarar ediyorum’ diyor. Paranız olsa bile ürün bulamayacağınız
bir döneme gidiyoruz. Az sayıdaki ürün de çok pahalı olacak. Bankaların
internet sitelerinde tarla ilanları var. Çünkü çiftçi kredi çekiyor; mazot
almak, traktörünü tamir ettirmek ve üretim yapmak için borçlanıyor. Ürünü
satarken örneğin 10 liraya satacağını düşünüyor ama devlet fiyatı 7,5 lira
olarak açıklıyor. Devlet de sınırlı alım yapıyor. Çiftçi, mecburen tüccara 5,5
liradan satıyor. Sonra krediyi ödeyemiyor ve banka tarlasına el koyup satışa
çıkarıyor. Bir zengin gidip o tarlayı alıyor ve ‘10-15 yıl bekleyeyim, imar
gelir’ diye düşünüyor. Böyle bir düzen olabilir mi? Bunu devletten başka kimse
çözemez. Gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’inin tarıma destek olarak ayrılması
gerekiyor; bu kanunda yazıyor ama hiçbir zaman tam uygulanmadı.”
“ÇAYKUR’u satmak
için zarar ettiriyorlar”
“Bütün bu işletmeler, limanlar ve madenler devletin
elinden çıkınca devletin gelir kaynakları da azaldı. TEKEL satıldı, SEKA
kapatıldı, Sümerbank kapatıldı. Bunlar ‘Zarar ediyor’ denildi. Ama zarar eden
kurumları düzeltmek yerine satmak tercih edildi. ÇAYKUR’un zarar ettiği
açıklanıyor. Oysa matematiksel olarak ÇAYKUR’un zarar etmesi iş bilmezlikten
başka bir şey değildir. Bu söylemler, özelleştirmeye zemin hazırlamak için kullanılıyor.”
“Bunun adı varlık
barışı değil, yokluk barışı”
“Sizce varlık barışı neden getiriliyor Türkiye’ye? Bu
aslında isim oyunu. Bu, yokluk barışı. Yani ‘Bende para yok, getirin’ demek.
Bakın şu anda iktidar bu ortamda yüzde 50’yi bırakın, yüzde 40 oy alamaz. Bu
iktidarın kendilerinin de söylediği en yüksek oy potansiyeli emekliler. Şu anda
emeklilerin hiçbiri iktidara oy vermeyecek. Bunu açık açık da söylüyorlar.
İşçiler oy vermeyecek, memurlar mutsuz oy vermeyecek, ev hanımları oy
vermeyecek. Vermeyecekler. Bunu açık açık ifade ediyorlar. Dolayısıyla biraz
piyasayı rahatlatmadan iktidarın seçime gitme ihtimali yok. Nasıl
rahatlatacağım? Para lazım. Parayı nereden bulacağım? Varlık barışı yapacağım.
Özelleştirme yapacağım. Bir şeyleri satacağım falan. Yani bunun adı varlık
barışı ama aslında yokluğun barışı. Ve ne yazık ki AK Parti iktidarı 23-24
yıldır sürekli varlıklı insanlarla barışıyor, yoksulla hiç barıştığını biz
görmedik. Paranız varsa gelin anlaşalım. Vergide anlaşabiliriz, ondan sonra başka
konularda anlaşabiliriz.”
“Yeni anlatılan
hikâye: İstanbul Dubai olacak”
“Şimdi yeni anlatılan hikâye şu: İran-Amerika-İsrail
geriliminden sonra Dubai boşaldı, yatırımcı Türkiye’ye gelecek ve Türkiye ‘yeni
Dubai’ olacak! Ama Dubai demokratik bir yer değil. ‘Yeni Dubai olacağız.’
denirken bunun ne anlama geldiğine de bakmak lazım. Türk toplumu tarih boyunca
hayatını sadece maddi değerler üzerine kurmadı; özgürlük ve bağımsızlık da
önemliydi.”
“Bu aslında
Amerika’nın İran’la değil, Çin’le savaşıdır”
“İran savaşı çıktığından beri bizim görüşümüz şu: Bu
aslında Amerika’nın İran’la değil, Çin’le savaşıdır. Amerika uzun yıllardır
dolar sayesinde dünyadaki ekonomik sistemi kontrol etti. Ancak son yıllarda
Çin’in ekonomik yükselişiyle dolar hegemonyası zayıflamaya başladı. Eskiden
ülkeler arası ticaret büyük ölçüde dolar üzerinden yapılıyordu. Ancak milli
paralarla ticaret fikri yaygınlaşmaya başladı. Rusya, Çin ve Venezuela gibi
ülkeler bu sisteme yöneldi. Venezuela’nın Çin’e petrol satıp karşılığında dolar
yerine yuan alması Amerika açısından önemli bir sorundu. Çünkü mesele sadece
petrol değil, doların küresel hâkimiyetiydi. Bugün Çin, ülkelerin kendi para
birimleriyle ticaret yapmasını desteklerken Amerika doların hâkimiyetini
sürdürmek istiyor.”
“ABD’nin derdi
petrol değil, dolar hâkimiyetini korumak”
“Burada merhum babama bir parantez açmak gerekiyor. 2005
yılında kaleme aldığı Milli Ekonomi Modeli’nde dünyada ilk defa ülkelerin kendi
aralarındaki ticaretlerde Amerikan dolarını değil, kendi paralarını kullanmaları
gerektiğini söyledi. Bununla ilgili 10 tane uluslararası kongre yaptı.
Rusya’nın meclisinde bunu anlattı ve bütün dünyaya deklare etti. O tarihten
sonra 2010’lu yıllardan itibaren başta Rusya, sonra Çin, sonra Venezuela olmak
üzere dünyada bir şey değişti. Mesela Venezuela’da Maduro bir gece
operasyonuyla yatağından alındı. Sebebi petrol falan değildi. Amerika’nın
İran’da olmasının, Venezuela’ya gitmesinin sebebi petrol deniyor. Bakın, dünya
petrol rezervlerinin dörtte biri Amerika’da. Dünyadaki şu anda en yüksek petrol
üreticisi Amerika. Dünyada ürettiği petrolden fazlasını ihraç eden ülkelerden
biri Amerika. Yani Amerika’nın başkasının petrolüne normalde ihtiyacı yok.
Neydi mesele? Venezuela Çin’e petrol satıyordu ve karşılığında para olarak Çin parası
alıyordu. Amerika’nın dolarını ortadan kaldırmıştı. Şimdi Çin’le Amerika
arasında böyle bir mücadele var. Yani Çin milli parayı, ülkelerin kendi
paralarını kullanmasını öncelerken Amerika doların hâkimiyetinin sürmesini
istiyor. Şimdi Trump oraya bir pazarlık için gitti. İran’a yansıması ne olur?
İnşallah iyi olur.”
“Dünyada yeni bir
düzen kuruluyor”
“İran bizim komşumuz. Bunun bize de çok olumsuz etkileri
olduğu gibi vicdanen de bizleri çok rahatsız ediyor. Buranın durması inşallah
Gazze’deki zulmün de durmasına, Lübnan’daki zulmün de bir şekilde sona ermesine
vesile olacaktır ama ben Trump’a çok da güvenmiyorum açıkçası. Dünyada yeni bir
düzen kuruluyor. Büyük bir değişimin eşiğindeyiz ve Türkiye’nin buna hazırlıklı
olması gerekiyor.”